top of page

Claude Monet: Sanatı ve Hayatı

Yazarın fotoğrafı: damla kazar
damla kazar
29 May 2022
2 dakikada okunur

Fransız empresyonist ressam. İzlenimci akımının kurucusu olarak tanıdığımız Monet’in asıl adı Oscar Claude Monet’tir. 14 Kasım 1840’ta Paris’te dünyaya gelen Monet resimle ilgilenmeye çok küçük yaşlarda başlamıştır. Bu küçük yaşa rağmen başarılı bir karikatürcü olmayı başaran Monet, gittiği Le Havre Müzesi müdürü Jacques-François Ochard’dan (1800-1870) çizim dersleri almıştır. Monet hayatında büyük bir etki bırakacak olan Eugène Boudin’le (1824-1898) tanışır. Açık hava (en plein air) adını verdiği sanat Monet’in çok hoşuna gitmiştir ve açık hava ressamcılığı hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. 1859’da Paris’e giden Monet, Académie Suisse’e resim okuluna kaydolduktan bir süre sonra atölye çalışmalarının ona uygun olmadığını, kendisini açık hava resimlerinde daha rahat hissettiğini farketti. Resimlerinde ilham kaynağı olan Camille Doncieux bir süre sonra Monet ile evlenmiştir. Camille’den bir oğlu vardır. Camille’yi “Yeşil Elbiseli Kadın” (La femme a la Robe Verte) ve Japon kostümü içinde Camille Monet “Japon” (La Japonaise) adında portre çalışmalarında görebiliriz. Monet, Fransa-Prusya savaşında Paris’ten kaçarak Londra’ya yerleşir. Burada fazla kalmayan Monet, Hollanda ve son olarak da Fransa’ya geri dönüş yapar. 1874 yılında Monet “İzlenim Gündoğumu” (Impression, Soleil Levant) adındaki tablosuyla bir sergiye katıldı. Eser birden fazla konuda eleştiri aldı. Bir grup izlenimci tabloyu benimserken bazıları tabloyu bir eskizden daha fazlasına benzetememişti. Bu süreçte ilham kaynağı olan sevgili eşi Camille vereme yakalanarak Eylül 1989’da Monet’e, iki çocuğuna ve hayata veda etmiştir.

Monet iki çocuğunu da alarak aile dostları olan Ernest Hoschedé’nin yanına taşınmıştır. Ernest eve çok fazla uğrayan biri değildir (farklı yerlerde Ernest’in vefat ettiği öne sürülmüştür.) ve çok geçmeden Ernest’in eşi Alice’le aralarındaki yakınlık aşka dönüşür. Eşi Alice ve çocuklarıyla Mayıs 1883’te, Paris’e 80 km mesafede küçük bir köy olan Giverny’ye yerleşir. Burada kendi açık hava stüdyosunu kuran Monet, resimlerinin çoğunu bu bahçede gerçekleştirmiştir. En ünlü resimlerinden olan “Nilüferli Gölet Serisi” tabloları bu stüdyoda hayata geçmiştir. Bu seriyle bir sergi düzenlemiştir. Monet hayatı boyunca birçok sergiye katılmıştır.


Yaptığı deniz resimlerinde bir şeyi fark etmiş ve gördüğü atmosferi farklı katmanlara ayırarak özel renklendirme tekniğine değinmiştir. Her nesnenin ve görüntünün farklı tonlamaları ve özgün renk paletinin olduğunu savunmuştur. Işığı o kadar fazla kullandı ki tablolarında nesneler tanınmayacak duruma geldiler. Resimlerinde artık sadece doğal ışığa yer veren Monet, renkleri canlı ve parlak kullanmıştır. Monet resimlerinde günün farklı saatlerindeki ışıktan yararlanmıştır. Onun resim üslubu her resimde kendini korumaya başarmıştır. Monet nesnelerin objektif güzelliğiyle değil, hızla geçen bir anın bıraktığı yoğun bir etkisiyle ilgileniyordu. 1880 yılı Monet’in açık havada yaptığı canlı ve aydınlık resimlerin yerine karanlık ve karamsar tonları kullanmıştır. Sahiller ve kayalık manzaralı resimler ve natürmortlara yer vermiştir. Monet aynı manzaranın farklı zaman dilimlerinde ortaya çıkardığı görüntüleri resmetmeye başlamıştır.


Monet’in resimlerine bir bütün olarak bakılmalıdır ve kişinin hafızasında uyanan nesnelerle bütünleşmelidir.


Sözlerinden bazıları:

“Bir perdenin aniden açılması gibi, resmin ne olabileceğini anlamıştım.”

Tablolar öğretilerle (doktrinlerle) yapılamaz.

Claude Monet


Damla Kazar


 
 
 

Yorumlar


bottom of page